27 Ekim 2015 Salı



Açelya Çiçeği

Açelya yada açalya (lat.azalea; yun.adzeleos,kuru’ dan). Değişik renklerdedir ve 
bol çiçekli olmasından dolayı çok beğenilen bir çiçek türüdür. Açalya (açelya) 
küçük orman gülü olarak da bilinir.(Bil.a. Rhododendron indicum; fundagiller 
familyası.)
Açelya Çiçek Yetiştirme
Kamelya gibi bakılır, ancak toprağı yalnız funda toprağıdır. Güneşten hoşlanmaz, 
toprağı sevmez, salonlarda pencere kenarına konmalıdır. Çiçekleri döküldükten 
sonra fidanları açıkça, gölgeli bir yerde bulundurmalı ve akşamları yapraklarına 
su serpilmelidir. Açelyaların her yıl çiçek açması için yazın iyi bakılması 
gerekir. Yapraklarının hastalanmaması için üzerine hafif tertipli bordu bulamacı 
serpilmelidir.
Saksı harcı olarak çürümüş bitkilerden meydana gelen yakıt, yer kömürü (turba) denilen toprak karışımı 
kullanılabilir. Yazın ise özel bir bakım isterler. Dikkatsiz bir bakım sonunda 
toprak kuruması yüzünden organizmanın yeni gelişen tomurcukları, filizleri 
kuruyarak ölebilirler. Açelya çiçeklenme mevsiminden sonra toprağı ve atmosferi 
nemli tutmak için hergün serpme yöntemiyle sulama yapılmalıdır. Haziran ayında 
dışarı, fakat gölge yerlere konularak çok sıcak günlerde bol su ile 
ıslatılmalıdır. Ekim ayında tomurcuklar gelişir ve dokular sertleşir. Bir tek bu 
ayda kesinlikle içeriye alınmalıdır. Açelya çiçekler Aralık ayında meydana 
gelirler ve eğer bitki sağlıklı ise ve sıcak bir yerde bulunuyorsa, bir çok 
yıllar bozulmadan saklanabilir. Daha geniş saksılara alındıklarında büyümeyi 
kolaylaştırmak için her ilkbahar sıvı gübre verilmelidir.




Akasya Çiçeği

Genellikle hep yeşil yapraklı ve dikenli ağaç yada ağaççık (Bil.a.acacia; 
baklagiller familyası). Başta Avustralya olmak üzere (300 tür) sıcak ılıman ve 
yarı tropikal bölgelerde kendiliğinden yetişen 600 türü içerir.
İstanbul akasyası, batılıların gülibrişim (albizzia) adlı süs ağacına verdikleri 
addır. Savan akasyası; Parkinsonia aculeata nın yaygın adıdır. Yalancı akasya 
ise (Robinia pseudoacacia), salkım ağacının halk arasında bilenen bir adıdır.
Çok değişik biçimleri bulunan akasyanın çiçekleri genellikle sarı, bazen beyaz 
yada kırmızı renkte, başak yada toparlak baş biçimindedir; erkek organlar çok 
sayıda ve çıkıntılıdır. Meyve baklamsıdır. Yapraklar, kimisinde tüysü bileşik, 
kimisinde, özellikle Avustralya’ da yetişen türlerin çoğunda yeşil lam halinde 
yaprak sapı biçimindedir; bu da onlarda terlemeyi önemli ölçüde azaltır. Acacia 
heterophylla türündeyse bu özelliklerin tümünün bir arada görülür. Birçok akasya 
türü (en başta A.decurrens, A.dealbat, A.baileyana, A.longifolia) bahçelerde süs 
bitkisi olarak yetiştirilir.
‘Kadıhindi’ denen bir madde, Çin’ de ve Birmanya’ da A.catechu’ nun odununun 
suda kaynatılmasıyla hazırlanır. Kadıhindi deri sepelemesinde, kumaş boyamada ve 
tıpta kullanılır. Akasyanın bazı türleri ise, özellikle A.arabica ve A.senegal, 
hücre erimesiyle oluşan ve halk arasında ‘arap z***ı’ adıyla anılan bir z*** 
verir. Tanen bakımından zengin olan akasya kabukları dericilikte kullanılır. 
Akasyanın Afrika’ nın Sahel ve Sudan-Sahel bölgelerinde yetişen bazı türlerinin 
(A.albida ve A.seyal) yaprakları ve badıçları geviş getiren hayvanlarca yenir. 
İki akasya türünde (A.sphaerocephala ve A.fistula) karınca toplulukları barınır.






Ateş Dikeni Çiçeği

Ateş dikeni gülgiller (rosaceae) familyasının Pyracantha cinsinden, genellikle 
dikenli ve yaprak dökmeyen çalılara verilen ortak addır. Anayurdu Avrupa’ nın 
güneydoğusu ve Asya’ dır. Ateş dikenleri gösterişli meyveleri nedeniyle süs 
bitkisi olarak yetiştirilir, ayrıca çit olarak da kullanılır. Kısa yaprak 
sapları üstünde küçük, oval yaprakları, küçük ve beyaz çiçeklerin oluşturduğu 
salkımları ve kış ortalarına değin dalında kalan, turuncu ile kırmızı arasında 
değişen renklerde meyveleri vardır.
Avrupa’ da yetişen ve boyu 4,5 m’ ye ulaşabilen Pyracantha coccinea’ nın süs 
bitkisi olarak değerlendirilen bir çok çeşidi geliştirilmiştir. Çin’ de yetişen 
P.atalantioides ile P.fortuneana da hemen hemen aynı boydadır ve her ikisinin de 
kırmızı meyveleri salkımlar halinde öbeklenmiştir. Anayurdu Tayvan olan 
P.koidzumii’ nin sık dalları, kırmızı mor sürgünleri ve turuncu-kırmızı renkli 
meyveleri vardır. Himalayalar’ da yetişen P.crenulata, 6 m’ ye ulaşan boyuyla 
küçük bir ağaçtır.





Bambu Çiçeği

Bambular iki yüzden fazla türe ayrılır. Bazı bilim adamları bunu beş yüze kadar 
çıkarırlar. Bambulardan çoğu Asya’ da, büyük bir kısmı ise Amerika’ da, bazıları 
Afrika’da, deniz yüzeyinde 3.000 m ( Himalaya ), hatta 5.000 m ( Andlar ) 
yüksekliğe kadar yetişir. Bambunun, içi boş ve düğüm düğüm bölmeli bir gövdesi, 
düğümlere bağlı sürekli yada süreksiz bir yaprak kını ve başaklardan oluşan az 
çok dallı salkım biçiminde çiçekleri vardır. En büyük bambu türü ( Cava’ da 
yetişen Gigantocloa maxima ) 45 m boy yapar. Hemen hemen bütün bambular, Güney 
Avrupa iklimine uyum gösterir. Bugün bambular tropikal kuşakta yer alan 
ülkelerin hemen hepsinde yetiştirilmektedir. Çin kçkenli olan saz bambu, 
Cezayir’ de yetiştirilir. Bambular kök parçalarıyla yetiştirilip çoğaltılır.
Bambuların hafif fakat esnek ve dayanıklı olan gövdeleri ( sapları ), gemi direği ve yapı gereci olarak 
kullanılır. ( Çin ve Japonya’ da bazı köylerde evlerin tümü bambu odunuyla 
yapılmıştır.) bambu gövdeleri enine kesilerek, bunlardan vazolar, kutular, 
trampetler yapılır. Körpe filizleri sebze olarak yenilir. Bazı bambu türleri çok 
nitelikli kağıt hamuru verebilir.
XVII. yy.’ da, Avrupa’ ya ithal edilen bambu gövdelerinden az çok işlenerek evlerde, teraslarda ve 
bahçelerde kullanılabilen hafif mobilyalar yapıldı.
Türkiye’ de XIX: yy.’ ın ikinci yarısında, saray bahçelerinde yetiştirilmeye başlayan bambulardan bir 
grup bugün Beylerbeyi Sarayı’ nın bahçesindedir. Akdeniz ve Ege Bölgelerinde de bambu yetiştirilebilir.


Begonya Çiçeği

Beş cinsi içeren begonyagiller familyasının en önemli cinsi ( 600 tür ) olan 
begonya, Güney Amerika ve Güney Asya’ nın tropikal bölgelerinde kendiliğinden 
yetişir. Begonyalar bakışımsız yapraklı bireşeyli çiçekli küçük çalılar yada 
etli otsu bitkilerdir. Bahçecilikte üç tip begonya vardır: İpliksi köklü ve 
küçük çiçekli begonyalar ( Birezilya kökenli begonia semperflorens bunlardan 
biridir va Avrupa’ ya XIX. yy.da girmiştir.); Avrupa’ yad ha geç girmiş olan ve 
çok büyük çiçekli çok güzel bir çok melez begonya çeşitlerinin türetilmesine 
yarayan yumru köklü begonyalar : son olarak hem Asya hem Amerika kökenli, 
rengarenk süslü büyük yapraklı, kök saplı begonyalar. Ülkemizde, her üç begonya 
da, bahçelerde yetiştirilir ve salonlarda süs bitkisi olarak kullanılır.


Bonsai Çiçeği

Bonsai çiçeği bonsay olarak da bilinir. Anlamı Japonca da ‘ bon’ saksı ‘ sai ’ 
ağaç kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Köklerinin kısaltılması, dal ve 
sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi sureti ile saksıda yetiştirilen 
bodur ağaç çeşididir. Bonsai çiçeği Japonya da ‘ saikei’ denilen yayla peyzajı 
sanatının doğmasına neden olmuştur.




Fesleğen Çiçeği


Ballıbabagillerden, saksı da yetiştirilen güzel kokulu bir ottur. İlmi adı 
Ocimum’dur. Cüce fesleğen, kırlarda yetişen pembe, kırmızı veya eflatun çiçekli, 
kokulu bir bitkidir. Fesleğen yeşil yapraklı kokulu bir bitkidir. Yaprakları 
kekik gibi bahar ve koku verici olarak kullanılır. Kokusundan dolayı haşereler 
fazla yaklaşamaz. Yapraklarına dokunulduğunda koku verir. Yara iyileştirici ve 
sinir yatıştırıcı suların bileşimine girer.




Fulya Çiçeği

Fulya çiçeğinin yaprakları hasır sazının yapraklarını andıran bazı nergis 
türlerine benzeyen özelliktedir. Fulya çiçekleri iki türe ayrılır. Narcissus 
jonquilla denilen tür küçük fulya türüdür. Narcissus odorus ve narcissus 
pseudonarcissus ise büyük fulya türüdür. Fulya çiçekleri ilk baharda çok 
gelişmiş, oldukça büyük sarı çiçekleri ile kırları süsler, bahçelerde de süs 
bitkisi olarak yetiştirilir.






Gardenya Çiçeği


Gardenya çiçeği ismini İskoçyalı botanikçi Garden’ in adından almıştır. Eski 
dünyanın tropikal ve yarı tropikal bölgelerinde yetişen ve kokulu beyaz çiçekler 
açan ağaç türündendir. Gardenia ( gardenya ) jasminoides çok gösterişli bir 
bitkidir. Gardenyanın 60 kadar türü vardır. Bu türler kök boyasıgiller 
familyasından oluşur.




Gecesefası Çiçeği

Gecesefası (Mirabilis Jalapa) akşamsefası olarak da bilinir. Gecesefasıgiller 
familyasından çok yıllık otsu bir süs bitkisidir. Amerika’nın tropik 
bölgelerinden dünyanın birçok yerine dağılmış olan gecesefası çabuk gelişen ve 1 
m’ye kadar boylanabilen bir bitkidir. Kısa saplı oval yaprakları, eklem yerleri 
şişkin bir özellik gösteren gövdeleri, beyaz, sarı, pembe ve kırmızı 
renklerdedir. Bazen de çizgili yada benekli çiçekleri vardır. Gecesefası 
çiçeğinin en önemli özelliği çiçeklerinin günbatımıyla açılıp, sabahları 
kapanmasıdır. Bu nedenle çiçeğe gecesefası yada akşamsefası denmiştir. 
Gecesefası kalıtım deneylerinde kullanılan önemli bir bitkidir.




Gelincik Çiçeği


Gelincik çiçeği 20-90 cm yükseklikte, bir veya iki yıllık otsu bir bitkidir. 
Yaprakları parçalı, çiçekleri kırmızı, taç yapraklarının dip kısmı siyah lekeli 
yada lekesizdir. Gelincik çiçeklerinin meyvesi tüysüz ve fıçı biçiminde, çok 
tohumlu bir kapsüldür. Anadolu da oldukça yaygın olan gelincik, genellikle yol 
kenarlarında ve ekin tarlalarında bol miktarda yetişmektedir.
Türkiye de 16 kadar papaver türü yetişir ve bu türlerin hepsinin çiçekleri halk 
arasında gelincik çiçeği olarak adlandırılır.
Gelinciğin çiçeği yatıştırıcı, öksürük kesici, göğüs yumuşatıcı ve hafif uyutucu 
etkilere sahiptir. Ayrıca kurutulmuş gelincik meyvesi toz haline getirildikten 
sonra balla karıştırılıp öksürük kesici olarak kullanılır.




Gerbera Çiçeği


Gerbera çiçeği Asya ve Afrika’ nın sıcak bölgelerinde yetişen uzun ömürlü otsu 
bir bitkidir. Gerbera çiçekleri kömeci yıldız biçimdedir ve yapraksız bir çiçek 
sapı üzerinde bulunur. Kök dibinden çıkan yaprakların kenarları dişli ve üzeri 
tüylüdür. Gerberanın çeşitli melezleri özellikle kesme çiçek elde etmek amacı 
ile bahçelerde yetiştirilir. Gerbera çiçekleri bileşikgiller familyasındandır.




Gül Çiçeği

Gül sarılgan, dik yada sürüngen saplı, genellikle tüylü yada dikenli bir 
ağaççıktır. Yapraklar almaşık dizilidir; bazı türlerinde kışın dökülmez. 
Çiçekleri dalların ucunda tek başına yada demetler halinde bulur ve beşli 
tiptedir. Meyve yapraklar kavanoz biçiminde etli bir çiçeklik oluşturur. Kuzey 
yarıkürenin ılıman ve yarı tropikal yörelerinde 100 kadar gül türü 
bulunmaktadır.
Türkiye’ de 25 kadar yabani gül türü vardır. Bunların en önemlisi kuşburnu 
denilen yaban gülüdür (Rose canina ). Bahçe çeşitleri bundan türeyip önceleri 
Avrupa ve Anadolu’ da kendi kendine yetişen türlerden ( Isparta gülü, Frenk 
gülü, misk gülü ) ve son 150 yıldır Uzakdoğu melezlerinden ( tırmanıcı melez 
güller, çay melezleri, çok çiçekli güller, polyanta ve pernetiana melezleri ) 
elde edilmiştir. Türkiye’ de süs bitkisi olarak başlıca şu gül türleri ve 
melezleri yetiştirilmektedir: Beyaz gül (R.alba), Isparta gülü yada yağ gülü 
(R.damascena), Frenk gülü (R.gallica), misk gülü (R.maschata), sadberk gülü 
(R.centifolia), R.banksiana, R.wichurajana, vb.
Bahçe gülleri görünüşlerine ve boylarına göre bodur güller, baston güller, 
çardak güller, ponpon çardak güller, polyanta güller gibi çeşitler ayrılır ve 
genellikle o çeşidi yaratan kişinin yada o çeşidin adandığı kişinin adıyla 
anılır.
Türkiye’de ekonomik anlamda gül yetiştiriciliği XIX. yy. sonlarına doğru başlamıştı.Bu dönemde, Bulgaristan 
göçmenlerinin getirdiği yağ gülleri fidanları ile Isparta’da gül bahçeleri 
kurulmuş, bölgenin toprak yapısı ve iklim koşullarını gül tarımına elverişli 
olması da gülcülüğün bölgede kısa sürede yayılmasını sağlamıştır. 1910’lu 
yıllarda, Bulgaristan’da gül üretiminde görülen gerileme Isparta’da üretilen gül 
yağı ve gül suyu ürünlerinin Avrupa pazarlarına girmesini kolaylaştırmıştır. 
Ancak, Balkan savaşı, Birinci Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı gibi art arda 
çıkan savaşlar nedeniyle dışsatım olanakları tümüyle ortadan kalkınca, 
Türkiye’de gül tarımı da önemli ölçüde gerilemiştir. Cumhuriyet döneminde, 
Isparta’da gül bahçeleri yeniden kurularak gül tarımı canlandırılmıştır. 
Türkiye’de gül bahçelerinin %90’ı Isparta’da, %10’a yakını Afyonkarahisar’da, 
çok küçük bir bölümü de Aydın’da bulunmaktadır.
Gül türlerinden birçoğunun çiçek ve meyvelerinin tedavi edici etkileri vardır. Okka gülünden (Rosa 
centifolia) anestezik etkisi nedeniyle kolir olarak kullanılan damıtık gül suyu 
hazırlanmasında yararlanılır. Kurutulmuş taç yaprakları, laksatif 
özelliklerinden dolay, kompoze saparna şurubunun bileşimine girer. Kırmızı gül 
yada kırmızı Frenk gülünün (R.gallica)taç yaprakları, içerdikleri tanen miktarı 
nedeniyle peklik verici ve toniktir. Isparta gülü (R.damascena) ile misk gülünün 
(R.moschata) taçyaprakları, petrol eterinin sıcakta etkisiyle elde edilen ve 
‘konkret’ olarak da adlandırılan bir esans verilir. Bu esans gül serasının 
bileşimine girer. Yabani gülün (R.canina) meyvesi (kuşburnu) C vitamini 
bakımından zengin olup peklik verici ve askarislere karşı kurt düşürücü olarak 
kullanılır.




Kaktüs Çiçeği

Kaktüs ve frenkinciri gibi dikenli ve etli bitkiler kaktüsgiller 
familyasındandır. Kimi botanikçilere göre 20, kimilerine göre 100 kadar cinsi 
bulunmaktadır. Sıcak ve tropikal bölgelerde özellikle Amerika da yetişir. 
Kaktüslerin bir çok türü meraklı ve usta bahçıvanlarca yetiştirilir. Minyatür iç 
bahçelerde yada geniş alanlarda büyük bitki halinde kullanılır. Kaktüs 
bitkisinin bazı türlerinin geceleyin çiçek açması çok ilginçtir. Kaktüslerin 
çoğunluğu kuraklığa uyarlamış çöl bitkileridir. Kaktüslerde fotosentez, 
gündüzleri suyun buharlaşmasını engelleyen özgül bir biçimde gerçekleşir. Yeşil, 
yalın yada dallı olan saplar özgün biçimler alır : silindirimsi, yumurtamsı, 
boylamasına az yada çok tümsek kaburgalı, yassı parçalar halinde eklemli, 
kurdelemsi olur. Çok kalın bir kütiküla ile kaplı olan kaktüsler helmece zengin 
parankima dokularında önemli ölçüde su biriktirir. Çoğunlukla yaprak yoktur, ama 
bu türlerin çoğunda, bir yastık üzerinde topluca bir arada yada sapların açı 
yaptıkları yerlerde sıra halinde, yıldız biçiminde dizili çok sayıda diken 
vardır. Kaktüsün bazı cinsleri bolca uzun beyaz tüylerle kaplıdır; bu durum 
onlara kül rengi bir görünüm verir. Ormanlarda yetişen öteki kaktüs türleri 
epifit sarmaşık görünümünü alır. Pereskia gibi bazı kaktüsler ise düpedüz yassı 
yapraklı, normal görünüşlü ağaçlar halindedir. Genellikle çok çabuk dökülen 
çiçekler sapsız, tek başına, büyük, erdişi ve düzenlidir. Bunların alt kısımları 
birbiriyle kaynaşarak boru biçimin almış taç yarağımsı bir çok parçadan oluşur. 
Yumurtalık alt durumludur ve en çok üç meyve yapraktan oluşur. Meyve üzümsüdür; 
içinde bir öze gömülü (frenkinciri) pek çok çekirdek bulunur. Frenkinciri yeni 
girdiği Akdeniz havzasında oldukça yaygındır. 





Kamelya Çiçeği

Kamelya Asya kökenli, sert ve hep yeşil yapraklı ağaççık yada çalı türünde bir 
bitkinin çiçeğidir. Kamelyanın iri beyaz çiçekleri vardır. Pembe, kırmızı 
çiçekli olan kamelyalarda vardır. Kamelyanın çiçekleri burgu yapraklarının 
çanakyaprağı, çanakyapraklarının taçyaprağa dönüşmesiyle katmerlenir. Dayanıklı 
olmakla birlikte kardan korunması gereken bu bitkiler asit topraktan hoşlanır. 
Kamelyalar bol su isteyen bitkilerdendir. En fazla 1, 1.5 metreye kadar uzarlar. 
Kimi yabani türlerden özellikle C.japonica dan bir çok çeşidi ve kültivarı elde 
edilmiştir. C.chinensis, thea sinensisle eş anlamlıdır ve kurutulan 
yapraklarından çay elde edilir. Melez kamelya ve asil kamelya an çok bilinen 
türleridir.




Karanfil Çiçeği

Karanfiller (bahçe karafilleri) karşılıklı, ensiz, sivri yapraklı, düğüm düğüm 
ince saplı otsu bitkilerdir. Dalcıkların ucunda tek tek yada topluca bulunan 
çiçekleri beyaz, pembe yada kırmızı renklidir. Her çiçek bir çanakçık oluşturan 
dört burgu yaprakçığıyla belirgindir. Bahçe karanfili en ünlüsüdür. Bu 
karanfilin katmerli, yarı katmerli, alacalı ve hoş kokulu pek çok çeşidi vardır. 
Çok yıllık bir bitki olan bu karanfil türü kesme çiçek elde etmek için özellikle 
seralarda yetiştirilir ve çelikle üremesi sağlanır. Bahçe çeşitleri genellikle 
fideyle çoğaltılır ve iki yıllık yada çok yıllık bitkiler gibi yetiştirilir. Kır 
karanfili (dianthus plumarius) çim gibi sık biten, çok zarif küçük çiçekli ve 
ince saçaklı taç yapraklıdır. İki yıllık yada yıllık olan Çin karanfili (diantus 
sinensis) çok değişik çiçekli bir bitkidir. İki yıllık yada çok yıllık bir 
karanfil türü olan kıllı karanfil yada hüsnü Yusuf olarak da bilinen (diantus 
barbatus) sap ucunda şemsiye biçimde toplu küçük çiçekler açan bir türdür.
Karanfil çiçekleri balgam söktürücü ve öksürük kesici olarak infusyon yada şurup 
halinde kullanılır. Karanfiller çoğunlukla kuzey yarı kürenin ılıman 
bölgelerinde, özellikle Akdeniz havzasında yetişen bitkilerdir. 80 kadar cinsi 
2000 den fazla türü vardır.




Kardelen Çiçeği

Kardelen çiçeği kuzey ve Doğu Anadolu’ da yetişen ve ilkbaharda beyaz renkli 
sarkık çan biçimde çiçekler açan soğanlı bir bitki türüdür. Kardelenin Anadolu’ 
da bir kaç türü yetişir bunlardan bazıları galanthus nivalis, glanthus elwesii, 
galantus latifolius’dur. Bu bitkinin otsu kısmı kalp kuvvetlendirici, midevi ve 
adet söktürücü etki gösterir. Yumrusundan yapılan lapa çıbanları olgunlaştırmaya 
yarar. Yumrularından elde edilen galantamin son yıllarda kas uyarıcı olarak 
özellikle çocuk felci hastalığında kullanılmaya başlamıştır. Kardelen soğanı süs 
bitkisi olarak yurtdışına satılmaktadır ve Türkiye’nin ihraç ettiği çiçek 
soğanlarının başında gelir.




Kasımpatı Çiçeği

Kasımpatı iri katmerli çiçekleri olan bir süs bitkisidir. Kasımpatı çiçeğine 
“Krizantem” de denir. Son bahardan kışa kadar çiçek açar. Çiçekleri türlü 
renklerde olur, büyüklükleri görünüşleri de cinsine göre değişir. Küçük 
kasımpatı çiçekleri çok güzel birer düğmeye benzer. Büyüklükleri toparlak 
görünüşlü çok gösterişlidir. Bileşikgillerden olan kasımpatı çelikten 
yetiştirilebilir. Bunun için nisanda alınacak çelikler önce saksıya dikilir, kök 
salmaya başladıktan sonra iyi gübrelenmiş kumlu bir toprağa aktarılır. Kasımpatı 
çiçeği sık sık su ister. Bitki büyüdükçe yeni sürgünlerin ucu koparılmalıdır. Bu 
bitkinin daha gür büyümesini, dal budak salmasını sağlar.






Lale Çiçeği

Lale türlü renklerde güzel çiçekler veren bir süs bitkisidir. Anavatanı Batı 
Asya olan lale, ilk olarak Türkiye’de süs bitkisi olarak yetiştirilmiştir. Bu 
arada bir hayli geliştirilmiştir. Çiçek ilk defa XVI. yy’da yurdumuzdan 
Avrupa’ya götürülmüştür. Lale çiçeğinin adı da Avrupa dillerinde, biçimi sarığı 
andırdığı için ‘tülbent’ sözünden geçmiş laleye ‘tulibe’ denilmiştir. Yurdumuzda 
en çok XVII. yy’da lale yetiştirme işine büyük önem verilmiştir. En güzel 
laleler İstanbul Saraylarının başlıca süsü haline gelmiştir. O zaman çiçek 
meraklılarının en büyük gayesi görülmemiş renklerde yeni laleler yetiştirmekti.
Her lale cinsinin bir adı olup bugüne kadar gelen kaynaklara göre 500’den çok lale çeşidine ad 
verilmiştir. Lalenin böylesine geniş bir yayılış alanı bulması süsleme 
sanatlarında, mimarlıkta motif olarak kullanılmasını da sağlamıştır. Çeşme, 
camii ve türbelerde birçok lale motifleri kullanılmaktadır. Birçok süsleme 
eserlerinde lale motifleri işlenmiştir. Lale zambakgillerdendir. Yaprakları uzun 
mızraksıdır. Sapının üstünde bir tek çiçek bulunur. Çiçekler çok çeşitli 
renklerde olduğu gibi alacalı da olabilir. Lale soğandan yetişir, ilkbaharda 
çiçek açar. Lale soğanları sonbaharda dikilmelidir. Toprak oldukça kumlu gübreli 
olmalıdır. Ancak usta çiçekçiler tohumdan lale yetiştirebilir. Tohumdan çıkan 
bitkiler 3-6 yıl arası çiçek vermezler. Sonbaharda dikilen lale soğanlarından 
yeni bitki çıktıktan sonra soğanlar çürür yerine yeni soğanlar meydana gelir. 
Kışın lale soğanları soğuktan kaçarak toprağın derinliklerine çekilirler. Her 
soğandan bir tek lale çıkar. Laleler katmerli yada yalın kat olur. Çiçek 
gündüzün güneş ışığının etkisiyle iyice açılır, akşamları yeniden toparlanır.







Manolya Çiçeği

Limon çiçeği kokusunda iri beyaz çiçekli bir süs ağacıdır. İri parlak yeşil 
yaprakları vardır. Kuzey Amerika’ nın güneydoğu bölgeleriyle Güney Asya’ da tabi 
olarak yetişir. Çok makbul bir süs ağacı olduğundan parklarda bahçelerde 
yetiştirilir. Bir çok çeşitleri vardır. Kışın yapraklarını dökmeyen Amerika’ da 
yetişen bir manolya cinsinin yüksekliği 30 m ye erişir. Bizdeki manolyaların 
boyu ortalama 5 m kadardır. Bazı çeşitleri erguvana yada kırmızıya yakın renkte 
çiçekler açar. Manolya nazik bir bitkidir. Çiçeği koklanınca sararır. Fidanı da 
ilk yıllarda oldukça büyük bir özen ister. Büyük saksılarda yetiştirilen 
fidanlar sonradan kökleri zedelenmeden toprağı ile birlikte başka yere dikilir. 
Manolyalar 6-9 yıllıkken çiçek vermeye başlar. Kökleri yayvan toprağın yüzüne 
yakın olduğu için bellerken zedelememeye dikkat edilmelidir. Dökülen yaprakları 
dibindeki toprağa karışıp çürürse ağaç için iyi bir gübre olur.
Manolyagiller bitkiler aleminin ayrı taç yapraklı ikiçeneklilerinin bir bitki 
familyasıdır. Manolya yıldız, anason gibi bitkiler bu familyadandır.




Menekşe Çiçeği

Kırlık yerlerde kendiliğinden biten ayrıca bahçelerde yetiştirilen otsu bir 
bitkidir. Gayet hoş kokan mor çiçekler açar. Bundan dolayı aynı zamanda ‘hercai 
(alaca) menekşe’ den ayırt etmek için mor menekşe ‘kır menekşesi’ denir. Yürek 
biçimi, şeker külahlı gibi kıvrık yaprakları vardır. Uzun bitkiler arasında 
yaşarsa sapı bitkinin güneş görebilmesi için uzun olur. Menekşenin sapından uzun 
dallar çıkar. Bu dallar toprağa sürünerek uzarlar. Toprağa dokunan boğum 
yerlerinden küçük kökler salıverirler. Böylece uzun zaman ana bitkiden 
ilgilerini kesmeyen yeni yeni bir çok bitkiler meydana gelmiş olur.
Hercai menekşe menekşegillerin başka bir çeşididir. Kız menekşesinden daha 
iridir. Taç yaprakları renk renktir. Bundan dolayı ‘alaca menekşe’ de denir. 
Kırlarda tarlalarda hercai menekşenin bir çok yabani çeşitleri yetişmektedir. 
Bahçelerde yetişen hercai çeşitleri bunlarda türetilmektedir.
Menekşegiller bitkiler aleminde ikiçeneklilerin bir familyasıdır. Bu familyada 
kır menekşesi ‘yabani menekşe’ hercai menekşe, tüylü menekşe gibi menekşe 
çeşitleri altın kökü gibi bitkiler bulunur.




Mum Çiçeği

Asclepiadaceae olarak ta bilinen mum çiçeği ipekotugillerdendir ve 280 den fazla 
cinsi ve 2000 kadar tropik, otsu yada çalımsı tırmanıcı bitki türünü içeren bir 
familyadır. Bu familyadaki bitkilerden çoğunun sütümsü bir özsuyu, bileşik beş 
taçyaprağı, badıç biçiminde meyveleri ve genellikle tüylü tohumları vardır. 
Kılıfların içinde saklanan bu ipek tüylü tohumlar, rüzgarın etkisiyle 
kılıflarından çıkar ve uzaklara taşınır. Her çiçeğin erkek ve dişi bölümleri tek 
bir yapı içinde birleşmiştir. Çiçek tozları (polenler), dişi organın 
tepeciğindeki dokulardan oluşan bir çubukla çiftler halinde bağlanan ve polinyum 
adı verilen demetlerde toplanmıştır. Polinyumun parçaları çiçeğe gelen 
böceklerin üzerine yapışır ve buradan başka çiçeklere taşınır. Bazı türlerde 
üretkenlik düşüktür ve çok çiçekli bitkiler genellikle az sayıda meyve verir.
Asclepias syriaca ve A.curassavica türleri süs bitkisi olarak yetiştirilir. 
Kuzey Amerika’ da yetişen A.tuburosa’ nın parlak turuncu çiçekleri vardır. 
Mumsu, beyaz çiçekleri nedeniyle mum çiçeği adı verilen Hoya carnosa çoğunlukla 
saksı çiçeği olarak evlerde yetiştirilir. Bu familyanın Hoodia ve leşçiçeği 
(stapelia) gibi etli bitkileri, tozlaşmayı sağlayacak olan sinekleri çeken pis 
bir koku yayar. Asya kökenli tırmanıcı bir bitki olan Dischidia rafflesiana’ nın 
yağmur suyunu depolayan, ibrik biçiminde yaprakları vardır; suyu, ibriğin içine 
uzanan kökleriyle emer. Karıncalar bazen bu ibriklerin dibini delerek 
kuruttuktan sonra, bitkisel artıklarla doldurup yavrularını büyütmek için yuva 
olarak kullanırlar.





Nilüfer Çiçeği

İkiçenekli bitkilerin çok meyveyapraklılar grubu olan nilüfergiller ailesi su 
bitkisidir.
Bu ailede yaprak sapları uzun, kök sapları yatay durumlu olan su bitkileri 
bulunur. Yaprak ayası tam kenarlı yada taban kısmında yarılmıştır ve su üzerinde 
yüzer. Uçtaki tek olarak bulunan çiçekler de su üzerinde bulunur. Çiçek 
yapısında, dışta birkaç çanak yaprağı, en içtekileri biraz erkekorgan biçimine 
dönüşmüş çok sayıda taç yaprağı, esas erkekorganlar ve yumurtalıklar bulunur. 
Nilüfergiller bir çok cinsi kapsar. Nymphaea cinsinden nilüferler arasında, Batı 
Avrupa’ ya özgü tek tür olan beyaz nilüfer yada aksu gülü (Nymphaea alba) ile 
mavi nilüfer, Mısırlıların Mısır lotusu (bir nilüfer çeşidi) ve doğu Hintlilerin 
kırmızı nilüferi bulunur. Tüm Avrupa’ da çok rastlanan sarı nilüfer (Nuphar 
luteum) Nuphar cinsine aittir. Hindistan nelumbosu yada pembe lotus (Nelumbo 
nucifera) beyaz taçyaprakları ve anason kokusuyla en güzel çiçeklerden biridir. 
Bununla birlikte, boyu 30 sm’ ye ulaşan bu çiçek, ailenin en büyük bitkisi 
değildir. Gerçektende Victoria’ nın yapraklarının boyu 1 m’ yi aşar. Kalkık 
kenarları ve su üzerinde yüzebilmesi sayesinde, onlarca kilo ağırlığı batmadan 
kaldırabilir.
Simgesel bitkiler olan nilüferler aynı zamanda yaralı da olabilirler. Mavi 
nilüferin ve özellikle Mısır lotusunun kökleri nişasta bakımından zengindir ve 
besleyici özelliği nedeniyle Mısır’ da hala besin olarak tüketilmektedir. 
Yenebilen tohumları da bir çeşit darı gibi kullanılmaktadır. Kökleri nişasta 
bakımından zengin olamayan beyaz nilüfer ancak önemli kıtlık durumlarında işe 
yara. Uzun süre sinirleri yatıştırıcı olarak kullanılmış, daha sonralarıysa bir 
uyarıcı olarak değerlendirilmiştir. Günümüzdeyse hiçbir özel etkisi olmadığı 
ortaya çıkmıştır.




Orkide Çiçeği

Orkide bir çenekli bitkilerin salepgiller (Orchidaceae) ailesinden olan 
bitkilere verilen addır.
Orkideler günümüzde, güllerin ve lalelerin yerini alan ‘lüks çiçekler’ olarak 
kabul edilirler. Bu çiçeklerin görkemli taç bölümleri e değerli kesimleridir. 
Dayanıksız ve yalnızca sıcak seralarda yetiştirilebilir egzotik kökenli bitki 
olmaları değerlerini daha da arttırır. Bununla birlikte, orkideler ovalık 
bölgelerden dağlara kadar her yerde yetişirler. Avrupa’ da yetişen türleri 
çoğunlukla çok güzeldir, ama çok seyrek olarak büyük çiçeklidirler. Orkideler, 
bitkibilimcileri güzellikleriyle değil, çok fazla evrim geçirmiş düzeyleriyle 
ilgilendirirler. Kuşkusuz, orkideler, yumurtalıkları alt durumlu olan, örnek 
olarak süsen bitkisinin alınabileceği zambakgillerden (Liliaceae) çıkmışlardır. 
Bununla birlikte, son derece değişmiş olan çiçekleri düzgün değil, ama yukarıdan 
aşağıya yada sağdan sola uzanmış olarak ‘bir bakışımlı’ dırlar ve taç 
yapraklarından biri (labellum = dudak) öbürlerinden çok farklı hale gelmiştir. 
Aynı zamanda, çiçekteki eşeysel öğeler kuvvetli bir evrimin etkisinde 
kalmışlardır. Çiçekte yalnızca iki (yada bir tek) erkekorgan kalmıştır. 
Erkekorganların hepsi dişiorganın boyuncuk bölümüyle kaynaşarak çiçeğin 
ortasında çok iyi görülen bir çeşit sütun oluştururlar. Bu değişiklikler 
çiçekler tarafından özellikle kendine çekilen böceklerle yapılan tozlaşmaya 
bağlıdır. Çiçektozu yığınları dişiorganın yüzeyi altına yerleşirler, buda 
çiçeğin kendi kendini döllemesini genellikle olanaksız hale getirir. Ama 
labellum üstüne konan böcek, bitkinin geliştirdiği yapışkan yüzeyler sayesinde, 
bu çiçektozu yığınlarının bitkinin başı üstünde toplanmasını sağlar. Böceğin 
başka bir çiçeğe konmasıyla çiçektozları dişiorganın tepecik bölümünün yüzeyine 
değerler ve böylece çapraz tozlaşmayı yani bitkilerin birbirini döllemesini 
sağlar.
Orkidelerin bir başka dikkate değer özelliği, embriyoların gelişmesidir. 
Yumurtacıklar, ancak tozlaşmadan sonra gelişirler. Bu durumda çiçek 
bozulduğundan bahçecilikte açılmış durumdaki çiçekleri uzun süre saklamak için 
erkekorganlar kesilerek dölleme engellenir. Döllenmeden sonra, çok az 
farklılaşma gösteren, çok dayanıksız olan ve uzun süre çimlenme yeteneği 
olmadığı kabul edilen bir embriyo gelişir. Bu yüzyılın başında Noél Bernard 
embriyonun, çimlenmesi için özel bir mantarla kaplanması gerektiğini ortaya 
koydu. Daha sonra, embriyolar, mantar olmaksızın çimlendirilebildiler. Ama bunun 
için mantarın besleyici etkisini kanıtlayan, şeker bakımından zenginleştirilmiş 
bir ortam kullanıldı. Bu buluşlar, niteliklerini korumak üzere yaşatkan üremeyle 
elde edilen melezlerin çoğaltılabilmesine olanak sağladı. Yeni bitki doku 
kültürü yöntemleri daha geniş olanakların kullanılabileceğini düşündürmektedir.
Orkidelerin yumruları çoğunlukla besin olarak kullanılır. Ama bu oranda yalnızca 
vanilyanın (Vanilla planifolia) bir değeri vardır; meyvesi mayalandırma 
yapıldıktan sonra kullanılır. Amerika kökenli olan vanilya bütün sıcak ülkelerde 
yetiştirilir. Tozlaşmayı sağlayan böceğin yokluğu, tozlaşmanın elle yapılmasını 
zorunlu hale getirir. Çünkü bitkinin olgunlaşması için döllenme zorunludur.






Papatya Çiçeği

Papatya baharda çiçek açan bir tür kır bitkisidir. Anthemis ve matricaria diye 
iki cinsi ve pek çok türü vardır. Papatya çiçekleri bileşikgillerdendir. Sarı 
papatya kenar yaprakları da sarı olan papatya türüdür.
Papatya falı, tutulan niyeti olacak olmayacak diye art arda söylerken, 
papatyanın taçyapraklarını birer birer kopararak bakılan faldır.
Kokulu papatya (Anthemis nobilis) çayırlarda, ekinler arasında yaygın, çok 
yıllık bir bitkidir. Çiçeklerinin kuvvetlendirici, uyartıcı, ateş ve solucan 
düşürücü, adet söktürücü, spazm giderici etkisi vardır. Çay gibi haşlanarak suyu 
kullanılır. Midenin ağır çalışması ve zor sindirme hallerinde tavsiye edilir. 
Küçük papatya (matricaria chamomilla) bir veya çok yıllık otsu bir bitkidir. 
Kuru veya işlenmemiş topraklarda çok yetişir, kuvvetli bir belsem kokusu verir. 
Kurutulmuş çiçekleri kaynatılarak kuvvetlendirici ve sindirici içkiler halinde 
kullanılır. İt papatyası (Anthemis cotula) çalı görünüşünde çok dallı, 
yaprakları çok parçalı, bir yıllık otsu bir bitkidir. Meyveleri çok küçüktür. 
Genellikle tarlalarda, kır yerlerde biter. Çok kuvvetli pis bir kokusu 
olduğundan, hayvanlar yemez.




Daha fazla bilgi için https://www.google.com.tr/