6 Kasım 2015 Cuma
27 Ekim 2015 Salı
Açelya Çiçeği
Açelya yada açalya (lat.azalea; yun.adzeleos,kuru’ dan). Değişik renklerdedir ve
bol çiçekli olmasından dolayı çok beğenilen bir çiçek türüdür. Açalya (açelya)
küçük orman gülü olarak da bilinir.(Bil.a. Rhododendron indicum; fundagiller
familyası.)
Açelya Çiçek Yetiştirme
Kamelya gibi bakılır, ancak toprağı yalnız funda toprağıdır. Güneşten hoşlanmaz,
toprağı sevmez, salonlarda pencere kenarına konmalıdır. Çiçekleri döküldükten
sonra fidanları açıkça, gölgeli bir yerde bulundurmalı ve akşamları yapraklarına
su serpilmelidir. Açelyaların her yıl çiçek açması için yazın iyi bakılması
gerekir. Yapraklarının hastalanmaması için üzerine hafif tertipli bordu bulamacı
serpilmelidir.
Saksı harcı olarak çürümüş bitkilerden meydana gelen yakıt, yer kömürü (turba) denilen toprak karışımı
kullanılabilir. Yazın ise özel bir bakım isterler. Dikkatsiz bir bakım sonunda
toprak kuruması yüzünden organizmanın yeni gelişen tomurcukları, filizleri
kuruyarak ölebilirler. Açelya çiçeklenme mevsiminden sonra toprağı ve atmosferi
nemli tutmak için hergün serpme yöntemiyle sulama yapılmalıdır. Haziran ayında
dışarı, fakat gölge yerlere konularak çok sıcak günlerde bol su ile
ıslatılmalıdır. Ekim ayında tomurcuklar gelişir ve dokular sertleşir. Bir tek bu
ayda kesinlikle içeriye alınmalıdır. Açelya çiçekler Aralık ayında meydana
gelirler ve eğer bitki sağlıklı ise ve sıcak bir yerde bulunuyorsa, bir çok
yıllar bozulmadan saklanabilir. Daha geniş saksılara alındıklarında büyümeyi
kolaylaştırmak için her ilkbahar sıvı gübre verilmelidir.
Akasya Çiçeği
Genellikle hep yeşil yapraklı ve dikenli ağaç yada ağaççık (Bil.a.acacia;
baklagiller familyası). Başta Avustralya olmak üzere (300 tür) sıcak ılıman ve
yarı tropikal bölgelerde kendiliğinden yetişen 600 türü içerir.
İstanbul akasyası, batılıların gülibrişim (albizzia) adlı süs ağacına verdikleri
addır. Savan akasyası; Parkinsonia aculeata nın yaygın adıdır. Yalancı akasya
ise (Robinia pseudoacacia), salkım ağacının halk arasında bilenen bir adıdır.
Çok değişik biçimleri bulunan akasyanın çiçekleri genellikle sarı, bazen beyaz
yada kırmızı renkte, başak yada toparlak baş biçimindedir; erkek organlar çok
sayıda ve çıkıntılıdır. Meyve baklamsıdır. Yapraklar, kimisinde tüysü bileşik,
kimisinde, özellikle Avustralya’ da yetişen türlerin çoğunda yeşil lam halinde
yaprak sapı biçimindedir; bu da onlarda terlemeyi önemli ölçüde azaltır. Acacia
heterophylla türündeyse bu özelliklerin tümünün bir arada görülür. Birçok akasya
türü (en başta A.decurrens, A.dealbat, A.baileyana, A.longifolia) bahçelerde süs
bitkisi olarak yetiştirilir.
‘Kadıhindi’ denen bir madde, Çin’ de ve Birmanya’ da A.catechu’ nun odununun
suda kaynatılmasıyla hazırlanır. Kadıhindi deri sepelemesinde, kumaş boyamada ve
tıpta kullanılır. Akasyanın bazı türleri ise, özellikle A.arabica ve A.senegal,
hücre erimesiyle oluşan ve halk arasında ‘arap z***ı’ adıyla anılan bir z***
verir. Tanen bakımından zengin olan akasya kabukları dericilikte kullanılır.
Akasyanın Afrika’ nın Sahel ve Sudan-Sahel bölgelerinde yetişen bazı türlerinin
(A.albida ve A.seyal) yaprakları ve badıçları geviş getiren hayvanlarca yenir.
İki akasya türünde (A.sphaerocephala ve A.fistula) karınca toplulukları barınır.
Ateş Dikeni Çiçeği
Ateş dikeni gülgiller (rosaceae) familyasının Pyracantha cinsinden, genellikle
dikenli ve yaprak dökmeyen çalılara verilen ortak addır. Anayurdu Avrupa’ nın
güneydoğusu ve Asya’ dır. Ateş dikenleri gösterişli meyveleri nedeniyle süs
bitkisi olarak yetiştirilir, ayrıca çit olarak da kullanılır. Kısa yaprak
sapları üstünde küçük, oval yaprakları, küçük ve beyaz çiçeklerin oluşturduğu
salkımları ve kış ortalarına değin dalında kalan, turuncu ile kırmızı arasında
değişen renklerde meyveleri vardır.
Avrupa’ da yetişen ve boyu 4,5 m’ ye ulaşabilen Pyracantha coccinea’ nın süs
bitkisi olarak değerlendirilen bir çok çeşidi geliştirilmiştir. Çin’ de yetişen
P.atalantioides ile P.fortuneana da hemen hemen aynı boydadır ve her ikisinin de
kırmızı meyveleri salkımlar halinde öbeklenmiştir. Anayurdu Tayvan olan
P.koidzumii’ nin sık dalları, kırmızı mor sürgünleri ve turuncu-kırmızı renkli
meyveleri vardır. Himalayalar’ da yetişen P.crenulata, 6 m’ ye ulaşan boyuyla
küçük bir ağaçtır.
Bambu Çiçeği
Bambular iki yüzden fazla türe ayrılır. Bazı bilim adamları bunu beş yüze kadar
çıkarırlar. Bambulardan çoğu Asya’ da, büyük bir kısmı ise Amerika’ da, bazıları
Afrika’da, deniz yüzeyinde 3.000 m ( Himalaya ), hatta 5.000 m ( Andlar )
yüksekliğe kadar yetişir. Bambunun, içi boş ve düğüm düğüm bölmeli bir gövdesi,
düğümlere bağlı sürekli yada süreksiz bir yaprak kını ve başaklardan oluşan az
çok dallı salkım biçiminde çiçekleri vardır. En büyük bambu türü ( Cava’ da
yetişen Gigantocloa maxima ) 45 m boy yapar. Hemen hemen bütün bambular, Güney
Avrupa iklimine uyum gösterir. Bugün bambular tropikal kuşakta yer alan
ülkelerin hemen hepsinde yetiştirilmektedir. Çin kçkenli olan saz bambu,
Cezayir’ de yetiştirilir. Bambular kök parçalarıyla yetiştirilip çoğaltılır.
Bambuların hafif fakat esnek ve dayanıklı olan gövdeleri ( sapları ), gemi direği ve yapı gereci olarak
kullanılır. ( Çin ve Japonya’ da bazı köylerde evlerin tümü bambu odunuyla
yapılmıştır.) bambu gövdeleri enine kesilerek, bunlardan vazolar, kutular,
trampetler yapılır. Körpe filizleri sebze olarak yenilir. Bazı bambu türleri çok
nitelikli kağıt hamuru verebilir.
XVII. yy.’ da, Avrupa’ ya ithal edilen bambu gövdelerinden az çok işlenerek evlerde, teraslarda ve
bahçelerde kullanılabilen hafif mobilyalar yapıldı.
Türkiye’ de XIX: yy.’ ın ikinci yarısında, saray bahçelerinde yetiştirilmeye başlayan bambulardan bir
grup bugün Beylerbeyi Sarayı’ nın bahçesindedir. Akdeniz ve Ege Bölgelerinde de bambu yetiştirilebilir.
Begonya Çiçeği
Beş cinsi içeren begonyagiller familyasının en önemli cinsi ( 600 tür ) olan
begonya, Güney Amerika ve Güney Asya’ nın tropikal bölgelerinde kendiliğinden
yetişir. Begonyalar bakışımsız yapraklı bireşeyli çiçekli küçük çalılar yada
etli otsu bitkilerdir. Bahçecilikte üç tip begonya vardır: İpliksi köklü ve
küçük çiçekli begonyalar ( Birezilya kökenli begonia semperflorens bunlardan
biridir va Avrupa’ ya XIX. yy.da girmiştir.); Avrupa’ yad ha geç girmiş olan ve
çok büyük çiçekli çok güzel bir çok melez begonya çeşitlerinin türetilmesine
yarayan yumru köklü begonyalar : son olarak hem Asya hem Amerika kökenli,
rengarenk süslü büyük yapraklı, kök saplı begonyalar. Ülkemizde, her üç begonya
da, bahçelerde yetiştirilir ve salonlarda süs bitkisi olarak kullanılır.
Bonsai Çiçeği
Bonsai çiçeği bonsay olarak da bilinir. Anlamı Japonca da ‘ bon’ saksı ‘ sai ’
ağaç kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Köklerinin kısaltılması, dal ve
sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi sureti ile saksıda yetiştirilen
bodur ağaç çeşididir. Bonsai çiçeği Japonya da ‘ saikei’ denilen yayla peyzajı
sanatının doğmasına neden olmuştur.
Fesleğen Çiçeği
Ballıbabagillerden, saksı da yetiştirilen güzel kokulu bir ottur. İlmi adı
Ocimum’dur. Cüce fesleğen, kırlarda yetişen pembe, kırmızı veya eflatun çiçekli,
kokulu bir bitkidir. Fesleğen yeşil yapraklı kokulu bir bitkidir. Yaprakları
kekik gibi bahar ve koku verici olarak kullanılır. Kokusundan dolayı haşereler
fazla yaklaşamaz. Yapraklarına dokunulduğunda koku verir. Yara iyileştirici ve
sinir yatıştırıcı suların bileşimine girer.
Fulya Çiçeği
Fulya çiçeğinin yaprakları hasır sazının yapraklarını andıran bazı nergis
türlerine benzeyen özelliktedir. Fulya çiçekleri iki türe ayrılır. Narcissus
jonquilla denilen tür küçük fulya türüdür. Narcissus odorus ve narcissus
pseudonarcissus ise büyük fulya türüdür. Fulya çiçekleri ilk baharda çok
gelişmiş, oldukça büyük sarı çiçekleri ile kırları süsler, bahçelerde de süs
bitkisi olarak yetiştirilir.
Gardenya Çiçeği
Gardenya çiçeği ismini İskoçyalı botanikçi Garden’ in adından almıştır. Eski
dünyanın tropikal ve yarı tropikal bölgelerinde yetişen ve kokulu beyaz çiçekler
açan ağaç türündendir. Gardenia ( gardenya ) jasminoides çok gösterişli bir
bitkidir. Gardenyanın 60 kadar türü vardır. Bu türler kök boyasıgiller
familyasından oluşur.
Gecesefası Çiçeği
Gecesefası (Mirabilis Jalapa) akşamsefası olarak da bilinir. Gecesefasıgiller
familyasından çok yıllık otsu bir süs bitkisidir. Amerika’nın tropik
bölgelerinden dünyanın birçok yerine dağılmış olan gecesefası çabuk gelişen ve 1
m’ye kadar boylanabilen bir bitkidir. Kısa saplı oval yaprakları, eklem yerleri
şişkin bir özellik gösteren gövdeleri, beyaz, sarı, pembe ve kırmızı
renklerdedir. Bazen de çizgili yada benekli çiçekleri vardır. Gecesefası
çiçeğinin en önemli özelliği çiçeklerinin günbatımıyla açılıp, sabahları
kapanmasıdır. Bu nedenle çiçeğe gecesefası yada akşamsefası denmiştir.
Gecesefası kalıtım deneylerinde kullanılan önemli bir bitkidir.
Gelincik Çiçeği
Gelincik çiçeği 20-90 cm yükseklikte, bir veya iki yıllık otsu bir bitkidir.
Yaprakları parçalı, çiçekleri kırmızı, taç yapraklarının dip kısmı siyah lekeli
yada lekesizdir. Gelincik çiçeklerinin meyvesi tüysüz ve fıçı biçiminde, çok
tohumlu bir kapsüldür. Anadolu da oldukça yaygın olan gelincik, genellikle yol
kenarlarında ve ekin tarlalarında bol miktarda yetişmektedir.
Türkiye de 16 kadar papaver türü yetişir ve bu türlerin hepsinin çiçekleri halk
arasında gelincik çiçeği olarak adlandırılır.
Gelinciğin çiçeği yatıştırıcı, öksürük kesici, göğüs yumuşatıcı ve hafif uyutucu
etkilere sahiptir. Ayrıca kurutulmuş gelincik meyvesi toz haline getirildikten
sonra balla karıştırılıp öksürük kesici olarak kullanılır.
Gerbera Çiçeği
Gerbera çiçeği Asya ve Afrika’ nın sıcak bölgelerinde yetişen uzun ömürlü otsu
bir bitkidir. Gerbera çiçekleri kömeci yıldız biçimdedir ve yapraksız bir çiçek
sapı üzerinde bulunur. Kök dibinden çıkan yaprakların kenarları dişli ve üzeri
tüylüdür. Gerberanın çeşitli melezleri özellikle kesme çiçek elde etmek amacı
ile bahçelerde yetiştirilir. Gerbera çiçekleri bileşikgiller familyasındandır.
Gül Çiçeği
Gül sarılgan, dik yada sürüngen saplı, genellikle tüylü yada dikenli bir
ağaççıktır. Yapraklar almaşık dizilidir; bazı türlerinde kışın dökülmez.
Çiçekleri dalların ucunda tek başına yada demetler halinde bulur ve beşli
tiptedir. Meyve yapraklar kavanoz biçiminde etli bir çiçeklik oluşturur. Kuzey
yarıkürenin ılıman ve yarı tropikal yörelerinde 100 kadar gül türü
bulunmaktadır.
Türkiye’ de 25 kadar yabani gül türü vardır. Bunların en önemlisi kuşburnu
denilen yaban gülüdür (Rose canina ). Bahçe çeşitleri bundan türeyip önceleri
Avrupa ve Anadolu’ da kendi kendine yetişen türlerden ( Isparta gülü, Frenk
gülü, misk gülü ) ve son 150 yıldır Uzakdoğu melezlerinden ( tırmanıcı melez
güller, çay melezleri, çok çiçekli güller, polyanta ve pernetiana melezleri )
elde edilmiştir. Türkiye’ de süs bitkisi olarak başlıca şu gül türleri ve
melezleri yetiştirilmektedir: Beyaz gül (R.alba), Isparta gülü yada yağ gülü
(R.damascena), Frenk gülü (R.gallica), misk gülü (R.maschata), sadberk gülü
(R.centifolia), R.banksiana, R.wichurajana, vb.
Bahçe gülleri görünüşlerine ve boylarına göre bodur güller, baston güller,
çardak güller, ponpon çardak güller, polyanta güller gibi çeşitler ayrılır ve
genellikle o çeşidi yaratan kişinin yada o çeşidin adandığı kişinin adıyla
anılır.
Türkiye’de ekonomik anlamda gül yetiştiriciliği XIX. yy. sonlarına doğru başlamıştı.Bu dönemde, Bulgaristan
göçmenlerinin getirdiği yağ gülleri fidanları ile Isparta’da gül bahçeleri
kurulmuş, bölgenin toprak yapısı ve iklim koşullarını gül tarımına elverişli
olması da gülcülüğün bölgede kısa sürede yayılmasını sağlamıştır. 1910’lu
yıllarda, Bulgaristan’da gül üretiminde görülen gerileme Isparta’da üretilen gül
yağı ve gül suyu ürünlerinin Avrupa pazarlarına girmesini kolaylaştırmıştır.
Ancak, Balkan savaşı, Birinci Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı gibi art arda
çıkan savaşlar nedeniyle dışsatım olanakları tümüyle ortadan kalkınca,
Türkiye’de gül tarımı da önemli ölçüde gerilemiştir. Cumhuriyet döneminde,
Isparta’da gül bahçeleri yeniden kurularak gül tarımı canlandırılmıştır.
Türkiye’de gül bahçelerinin %90’ı Isparta’da, %10’a yakını Afyonkarahisar’da,
çok küçük bir bölümü de Aydın’da bulunmaktadır.
Gül türlerinden birçoğunun çiçek ve meyvelerinin tedavi edici etkileri vardır. Okka gülünden (Rosa
centifolia) anestezik etkisi nedeniyle kolir olarak kullanılan damıtık gül suyu
hazırlanmasında yararlanılır. Kurutulmuş taç yaprakları, laksatif
özelliklerinden dolay, kompoze saparna şurubunun bileşimine girer. Kırmızı gül
yada kırmızı Frenk gülünün (R.gallica)taç yaprakları, içerdikleri tanen miktarı
nedeniyle peklik verici ve toniktir. Isparta gülü (R.damascena) ile misk gülünün
(R.moschata) taçyaprakları, petrol eterinin sıcakta etkisiyle elde edilen ve
‘konkret’ olarak da adlandırılan bir esans verilir. Bu esans gül serasının
bileşimine girer. Yabani gülün (R.canina) meyvesi (kuşburnu) C vitamini
bakımından zengin olup peklik verici ve askarislere karşı kurt düşürücü olarak
kullanılır.
Kaktüs Çiçeği
Kaktüs ve frenkinciri gibi dikenli ve etli bitkiler kaktüsgiller
familyasındandır. Kimi botanikçilere göre 20, kimilerine göre 100 kadar cinsi
bulunmaktadır. Sıcak ve tropikal bölgelerde özellikle Amerika da yetişir.
Kaktüslerin bir çok türü meraklı ve usta bahçıvanlarca yetiştirilir. Minyatür iç
bahçelerde yada geniş alanlarda büyük bitki halinde kullanılır. Kaktüs
bitkisinin bazı türlerinin geceleyin çiçek açması çok ilginçtir. Kaktüslerin
çoğunluğu kuraklığa uyarlamış çöl bitkileridir. Kaktüslerde fotosentez,
gündüzleri suyun buharlaşmasını engelleyen özgül bir biçimde gerçekleşir. Yeşil,
yalın yada dallı olan saplar özgün biçimler alır : silindirimsi, yumurtamsı,
boylamasına az yada çok tümsek kaburgalı, yassı parçalar halinde eklemli,
kurdelemsi olur. Çok kalın bir kütiküla ile kaplı olan kaktüsler helmece zengin
parankima dokularında önemli ölçüde su biriktirir. Çoğunlukla yaprak yoktur, ama
bu türlerin çoğunda, bir yastık üzerinde topluca bir arada yada sapların açı
yaptıkları yerlerde sıra halinde, yıldız biçiminde dizili çok sayıda diken
vardır. Kaktüsün bazı cinsleri bolca uzun beyaz tüylerle kaplıdır; bu durum
onlara kül rengi bir görünüm verir. Ormanlarda yetişen öteki kaktüs türleri
epifit sarmaşık görünümünü alır. Pereskia gibi bazı kaktüsler ise düpedüz yassı
yapraklı, normal görünüşlü ağaçlar halindedir. Genellikle çok çabuk dökülen
çiçekler sapsız, tek başına, büyük, erdişi ve düzenlidir. Bunların alt kısımları
birbiriyle kaynaşarak boru biçimin almış taç yarağımsı bir çok parçadan oluşur.
Yumurtalık alt durumludur ve en çok üç meyve yapraktan oluşur. Meyve üzümsüdür;
içinde bir öze gömülü (frenkinciri) pek çok çekirdek bulunur. Frenkinciri yeni
girdiği Akdeniz havzasında oldukça yaygındır.
Kamelya Çiçeği
Kamelya Asya kökenli, sert ve hep yeşil yapraklı ağaççık yada çalı türünde bir
bitkinin çiçeğidir. Kamelyanın iri beyaz çiçekleri vardır. Pembe, kırmızı
çiçekli olan kamelyalarda vardır. Kamelyanın çiçekleri burgu yapraklarının
çanakyaprağı, çanakyapraklarının taçyaprağa dönüşmesiyle katmerlenir. Dayanıklı
olmakla birlikte kardan korunması gereken bu bitkiler asit topraktan hoşlanır.
Kamelyalar bol su isteyen bitkilerdendir. En fazla 1, 1.5 metreye kadar uzarlar.
Kimi yabani türlerden özellikle C.japonica dan bir çok çeşidi ve kültivarı elde
edilmiştir. C.chinensis, thea sinensisle eş anlamlıdır ve kurutulan
yapraklarından çay elde edilir. Melez kamelya ve asil kamelya an çok bilinen
türleridir.
Karanfil Çiçeği
Karanfiller (bahçe karafilleri) karşılıklı, ensiz, sivri yapraklı, düğüm düğüm
ince saplı otsu bitkilerdir. Dalcıkların ucunda tek tek yada topluca bulunan
çiçekleri beyaz, pembe yada kırmızı renklidir. Her çiçek bir çanakçık oluşturan
dört burgu yaprakçığıyla belirgindir. Bahçe karanfili en ünlüsüdür. Bu
karanfilin katmerli, yarı katmerli, alacalı ve hoş kokulu pek çok çeşidi vardır.
Çok yıllık bir bitki olan bu karanfil türü kesme çiçek elde etmek için özellikle
seralarda yetiştirilir ve çelikle üremesi sağlanır. Bahçe çeşitleri genellikle
fideyle çoğaltılır ve iki yıllık yada çok yıllık bitkiler gibi yetiştirilir. Kır
karanfili (dianthus plumarius) çim gibi sık biten, çok zarif küçük çiçekli ve
ince saçaklı taç yapraklıdır. İki yıllık yada yıllık olan Çin karanfili (diantus
sinensis) çok değişik çiçekli bir bitkidir. İki yıllık yada çok yıllık bir
karanfil türü olan kıllı karanfil yada hüsnü Yusuf olarak da bilinen (diantus
barbatus) sap ucunda şemsiye biçimde toplu küçük çiçekler açan bir türdür.
Karanfil çiçekleri balgam söktürücü ve öksürük kesici olarak infusyon yada şurup
halinde kullanılır. Karanfiller çoğunlukla kuzey yarı kürenin ılıman
bölgelerinde, özellikle Akdeniz havzasında yetişen bitkilerdir. 80 kadar cinsi
2000 den fazla türü vardır.
Kardelen Çiçeği
Kardelen çiçeği kuzey ve Doğu Anadolu’ da yetişen ve ilkbaharda beyaz renkli
sarkık çan biçimde çiçekler açan soğanlı bir bitki türüdür. Kardelenin Anadolu’
da bir kaç türü yetişir bunlardan bazıları galanthus nivalis, glanthus elwesii,
galantus latifolius’dur. Bu bitkinin otsu kısmı kalp kuvvetlendirici, midevi ve
adet söktürücü etki gösterir. Yumrusundan yapılan lapa çıbanları olgunlaştırmaya
yarar. Yumrularından elde edilen galantamin son yıllarda kas uyarıcı olarak
özellikle çocuk felci hastalığında kullanılmaya başlamıştır. Kardelen soğanı süs
bitkisi olarak yurtdışına satılmaktadır ve Türkiye’nin ihraç ettiği çiçek
soğanlarının başında gelir.
Kasımpatı Çiçeği
Kasımpatı iri katmerli çiçekleri olan bir süs bitkisidir. Kasımpatı çiçeğine
“Krizantem” de denir. Son bahardan kışa kadar çiçek açar. Çiçekleri türlü
renklerde olur, büyüklükleri görünüşleri de cinsine göre değişir. Küçük
kasımpatı çiçekleri çok güzel birer düğmeye benzer. Büyüklükleri toparlak
görünüşlü çok gösterişlidir. Bileşikgillerden olan kasımpatı çelikten
yetiştirilebilir. Bunun için nisanda alınacak çelikler önce saksıya dikilir, kök
salmaya başladıktan sonra iyi gübrelenmiş kumlu bir toprağa aktarılır. Kasımpatı
çiçeği sık sık su ister. Bitki büyüdükçe yeni sürgünlerin ucu koparılmalıdır. Bu
bitkinin daha gür büyümesini, dal budak salmasını sağlar.
Lale Çiçeği
Lale türlü renklerde güzel çiçekler veren bir süs bitkisidir. Anavatanı Batı
Asya olan lale, ilk olarak Türkiye’de süs bitkisi olarak yetiştirilmiştir. Bu
arada bir hayli geliştirilmiştir. Çiçek ilk defa XVI. yy’da yurdumuzdan
Avrupa’ya götürülmüştür. Lale çiçeğinin adı da Avrupa dillerinde, biçimi sarığı
andırdığı için ‘tülbent’ sözünden geçmiş laleye ‘tulibe’ denilmiştir. Yurdumuzda
en çok XVII. yy’da lale yetiştirme işine büyük önem verilmiştir. En güzel
laleler İstanbul Saraylarının başlıca süsü haline gelmiştir. O zaman çiçek
meraklılarının en büyük gayesi görülmemiş renklerde yeni laleler yetiştirmekti.
Her lale cinsinin bir adı olup bugüne kadar gelen kaynaklara göre 500’den çok lale çeşidine ad
verilmiştir. Lalenin böylesine geniş bir yayılış alanı bulması süsleme
sanatlarında, mimarlıkta motif olarak kullanılmasını da sağlamıştır. Çeşme,
camii ve türbelerde birçok lale motifleri kullanılmaktadır. Birçok süsleme
eserlerinde lale motifleri işlenmiştir. Lale zambakgillerdendir. Yaprakları uzun
mızraksıdır. Sapının üstünde bir tek çiçek bulunur. Çiçekler çok çeşitli
renklerde olduğu gibi alacalı da olabilir. Lale soğandan yetişir, ilkbaharda
çiçek açar. Lale soğanları sonbaharda dikilmelidir. Toprak oldukça kumlu gübreli
olmalıdır. Ancak usta çiçekçiler tohumdan lale yetiştirebilir. Tohumdan çıkan
bitkiler 3-6 yıl arası çiçek vermezler. Sonbaharda dikilen lale soğanlarından
yeni bitki çıktıktan sonra soğanlar çürür yerine yeni soğanlar meydana gelir.
Kışın lale soğanları soğuktan kaçarak toprağın derinliklerine çekilirler. Her
soğandan bir tek lale çıkar. Laleler katmerli yada yalın kat olur. Çiçek
gündüzün güneş ışığının etkisiyle iyice açılır, akşamları yeniden toparlanır.
Manolya Çiçeği
Limon çiçeği kokusunda iri beyaz çiçekli bir süs ağacıdır. İri parlak yeşil
yaprakları vardır. Kuzey Amerika’ nın güneydoğu bölgeleriyle Güney Asya’ da tabi
olarak yetişir. Çok makbul bir süs ağacı olduğundan parklarda bahçelerde
yetiştirilir. Bir çok çeşitleri vardır. Kışın yapraklarını dökmeyen Amerika’ da
yetişen bir manolya cinsinin yüksekliği 30 m ye erişir. Bizdeki manolyaların
boyu ortalama 5 m kadardır. Bazı çeşitleri erguvana yada kırmızıya yakın renkte
çiçekler açar. Manolya nazik bir bitkidir. Çiçeği koklanınca sararır. Fidanı da
ilk yıllarda oldukça büyük bir özen ister. Büyük saksılarda yetiştirilen
fidanlar sonradan kökleri zedelenmeden toprağı ile birlikte başka yere dikilir.
Manolyalar 6-9 yıllıkken çiçek vermeye başlar. Kökleri yayvan toprağın yüzüne
yakın olduğu için bellerken zedelememeye dikkat edilmelidir. Dökülen yaprakları
dibindeki toprağa karışıp çürürse ağaç için iyi bir gübre olur.
Manolyagiller bitkiler aleminin ayrı taç yapraklı ikiçeneklilerinin bir bitki
familyasıdır. Manolya yıldız, anason gibi bitkiler bu familyadandır.
Menekşe Çiçeği
Kırlık yerlerde kendiliğinden biten ayrıca bahçelerde yetiştirilen otsu bir
bitkidir. Gayet hoş kokan mor çiçekler açar. Bundan dolayı aynı zamanda ‘hercai
(alaca) menekşe’ den ayırt etmek için mor menekşe ‘kır menekşesi’ denir. Yürek
biçimi, şeker külahlı gibi kıvrık yaprakları vardır. Uzun bitkiler arasında
yaşarsa sapı bitkinin güneş görebilmesi için uzun olur. Menekşenin sapından uzun
dallar çıkar. Bu dallar toprağa sürünerek uzarlar. Toprağa dokunan boğum
yerlerinden küçük kökler salıverirler. Böylece uzun zaman ana bitkiden
ilgilerini kesmeyen yeni yeni bir çok bitkiler meydana gelmiş olur.
Hercai menekşe menekşegillerin başka bir çeşididir. Kız menekşesinden daha
iridir. Taç yaprakları renk renktir. Bundan dolayı ‘alaca menekşe’ de denir.
Kırlarda tarlalarda hercai menekşenin bir çok yabani çeşitleri yetişmektedir.
Bahçelerde yetişen hercai çeşitleri bunlarda türetilmektedir.
Menekşegiller bitkiler aleminde ikiçeneklilerin bir familyasıdır. Bu familyada
kır menekşesi ‘yabani menekşe’ hercai menekşe, tüylü menekşe gibi menekşe
çeşitleri altın kökü gibi bitkiler bulunur.
Mum Çiçeği
Asclepiadaceae olarak ta bilinen mum çiçeği ipekotugillerdendir ve 280 den fazla
cinsi ve 2000 kadar tropik, otsu yada çalımsı tırmanıcı bitki türünü içeren bir
familyadır. Bu familyadaki bitkilerden çoğunun sütümsü bir özsuyu, bileşik beş
taçyaprağı, badıç biçiminde meyveleri ve genellikle tüylü tohumları vardır.
Kılıfların içinde saklanan bu ipek tüylü tohumlar, rüzgarın etkisiyle
kılıflarından çıkar ve uzaklara taşınır. Her çiçeğin erkek ve dişi bölümleri tek
bir yapı içinde birleşmiştir. Çiçek tozları (polenler), dişi organın
tepeciğindeki dokulardan oluşan bir çubukla çiftler halinde bağlanan ve polinyum
adı verilen demetlerde toplanmıştır. Polinyumun parçaları çiçeğe gelen
böceklerin üzerine yapışır ve buradan başka çiçeklere taşınır. Bazı türlerde
üretkenlik düşüktür ve çok çiçekli bitkiler genellikle az sayıda meyve verir.
Asclepias syriaca ve A.curassavica türleri süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Kuzey Amerika’ da yetişen A.tuburosa’ nın parlak turuncu çiçekleri vardır.
Mumsu, beyaz çiçekleri nedeniyle mum çiçeği adı verilen Hoya carnosa çoğunlukla
saksı çiçeği olarak evlerde yetiştirilir. Bu familyanın Hoodia ve leşçiçeği
(stapelia) gibi etli bitkileri, tozlaşmayı sağlayacak olan sinekleri çeken pis
bir koku yayar. Asya kökenli tırmanıcı bir bitki olan Dischidia rafflesiana’ nın
yağmur suyunu depolayan, ibrik biçiminde yaprakları vardır; suyu, ibriğin içine
uzanan kökleriyle emer. Karıncalar bazen bu ibriklerin dibini delerek
kuruttuktan sonra, bitkisel artıklarla doldurup yavrularını büyütmek için yuva
olarak kullanırlar.
Nilüfer Çiçeği
İkiçenekli bitkilerin çok meyveyapraklılar grubu olan nilüfergiller ailesi su
bitkisidir.
Bu ailede yaprak sapları uzun, kök sapları yatay durumlu olan su bitkileri
bulunur. Yaprak ayası tam kenarlı yada taban kısmında yarılmıştır ve su üzerinde
yüzer. Uçtaki tek olarak bulunan çiçekler de su üzerinde bulunur. Çiçek
yapısında, dışta birkaç çanak yaprağı, en içtekileri biraz erkekorgan biçimine
dönüşmüş çok sayıda taç yaprağı, esas erkekorganlar ve yumurtalıklar bulunur.
Nilüfergiller bir çok cinsi kapsar. Nymphaea cinsinden nilüferler arasında, Batı
Avrupa’ ya özgü tek tür olan beyaz nilüfer yada aksu gülü (Nymphaea alba) ile
mavi nilüfer, Mısırlıların Mısır lotusu (bir nilüfer çeşidi) ve doğu Hintlilerin
kırmızı nilüferi bulunur. Tüm Avrupa’ da çok rastlanan sarı nilüfer (Nuphar
luteum) Nuphar cinsine aittir. Hindistan nelumbosu yada pembe lotus (Nelumbo
nucifera) beyaz taçyaprakları ve anason kokusuyla en güzel çiçeklerden biridir.
Bununla birlikte, boyu 30 sm’ ye ulaşan bu çiçek, ailenin en büyük bitkisi
değildir. Gerçektende Victoria’ nın yapraklarının boyu 1 m’ yi aşar. Kalkık
kenarları ve su üzerinde yüzebilmesi sayesinde, onlarca kilo ağırlığı batmadan
kaldırabilir.
Simgesel bitkiler olan nilüferler aynı zamanda yaralı da olabilirler. Mavi
nilüferin ve özellikle Mısır lotusunun kökleri nişasta bakımından zengindir ve
besleyici özelliği nedeniyle Mısır’ da hala besin olarak tüketilmektedir.
Yenebilen tohumları da bir çeşit darı gibi kullanılmaktadır. Kökleri nişasta
bakımından zengin olamayan beyaz nilüfer ancak önemli kıtlık durumlarında işe
yara. Uzun süre sinirleri yatıştırıcı olarak kullanılmış, daha sonralarıysa bir
uyarıcı olarak değerlendirilmiştir. Günümüzdeyse hiçbir özel etkisi olmadığı
ortaya çıkmıştır.
Orkide Çiçeği
Orkide bir çenekli bitkilerin salepgiller (Orchidaceae) ailesinden olan
bitkilere verilen addır.
Orkideler günümüzde, güllerin ve lalelerin yerini alan ‘lüks çiçekler’ olarak
kabul edilirler. Bu çiçeklerin görkemli taç bölümleri e değerli kesimleridir.
Dayanıksız ve yalnızca sıcak seralarda yetiştirilebilir egzotik kökenli bitki
olmaları değerlerini daha da arttırır. Bununla birlikte, orkideler ovalık
bölgelerden dağlara kadar her yerde yetişirler. Avrupa’ da yetişen türleri
çoğunlukla çok güzeldir, ama çok seyrek olarak büyük çiçeklidirler. Orkideler,
bitkibilimcileri güzellikleriyle değil, çok fazla evrim geçirmiş düzeyleriyle
ilgilendirirler. Kuşkusuz, orkideler, yumurtalıkları alt durumlu olan, örnek
olarak süsen bitkisinin alınabileceği zambakgillerden (Liliaceae) çıkmışlardır.
Bununla birlikte, son derece değişmiş olan çiçekleri düzgün değil, ama yukarıdan
aşağıya yada sağdan sola uzanmış olarak ‘bir bakışımlı’ dırlar ve taç
yapraklarından biri (labellum = dudak) öbürlerinden çok farklı hale gelmiştir.
Aynı zamanda, çiçekteki eşeysel öğeler kuvvetli bir evrimin etkisinde
kalmışlardır. Çiçekte yalnızca iki (yada bir tek) erkekorgan kalmıştır.
Erkekorganların hepsi dişiorganın boyuncuk bölümüyle kaynaşarak çiçeğin
ortasında çok iyi görülen bir çeşit sütun oluştururlar. Bu değişiklikler
çiçekler tarafından özellikle kendine çekilen böceklerle yapılan tozlaşmaya
bağlıdır. Çiçektozu yığınları dişiorganın yüzeyi altına yerleşirler, buda
çiçeğin kendi kendini döllemesini genellikle olanaksız hale getirir. Ama
labellum üstüne konan böcek, bitkinin geliştirdiği yapışkan yüzeyler sayesinde,
bu çiçektozu yığınlarının bitkinin başı üstünde toplanmasını sağlar. Böceğin
başka bir çiçeğe konmasıyla çiçektozları dişiorganın tepecik bölümünün yüzeyine
değerler ve böylece çapraz tozlaşmayı yani bitkilerin birbirini döllemesini
sağlar.
Orkidelerin bir başka dikkate değer özelliği, embriyoların gelişmesidir.
Yumurtacıklar, ancak tozlaşmadan sonra gelişirler. Bu durumda çiçek
bozulduğundan bahçecilikte açılmış durumdaki çiçekleri uzun süre saklamak için
erkekorganlar kesilerek dölleme engellenir. Döllenmeden sonra, çok az
farklılaşma gösteren, çok dayanıksız olan ve uzun süre çimlenme yeteneği
olmadığı kabul edilen bir embriyo gelişir. Bu yüzyılın başında Noél Bernard
embriyonun, çimlenmesi için özel bir mantarla kaplanması gerektiğini ortaya
koydu. Daha sonra, embriyolar, mantar olmaksızın çimlendirilebildiler. Ama bunun
için mantarın besleyici etkisini kanıtlayan, şeker bakımından zenginleştirilmiş
bir ortam kullanıldı. Bu buluşlar, niteliklerini korumak üzere yaşatkan üremeyle
elde edilen melezlerin çoğaltılabilmesine olanak sağladı. Yeni bitki doku
kültürü yöntemleri daha geniş olanakların kullanılabileceğini düşündürmektedir.
Orkidelerin yumruları çoğunlukla besin olarak kullanılır. Ama bu oranda yalnızca
vanilyanın (Vanilla planifolia) bir değeri vardır; meyvesi mayalandırma
yapıldıktan sonra kullanılır. Amerika kökenli olan vanilya bütün sıcak ülkelerde
yetiştirilir. Tozlaşmayı sağlayan böceğin yokluğu, tozlaşmanın elle yapılmasını
zorunlu hale getirir. Çünkü bitkinin olgunlaşması için döllenme zorunludur.
Papatya Çiçeği
Papatya baharda çiçek açan bir tür kır bitkisidir. Anthemis ve matricaria diye
iki cinsi ve pek çok türü vardır. Papatya çiçekleri bileşikgillerdendir. Sarı
papatya kenar yaprakları da sarı olan papatya türüdür.
Papatya falı, tutulan niyeti olacak olmayacak diye art arda söylerken,
papatyanın taçyapraklarını birer birer kopararak bakılan faldır.
Kokulu papatya (Anthemis nobilis) çayırlarda, ekinler arasında yaygın, çok
yıllık bir bitkidir. Çiçeklerinin kuvvetlendirici, uyartıcı, ateş ve solucan
düşürücü, adet söktürücü, spazm giderici etkisi vardır. Çay gibi haşlanarak suyu
kullanılır. Midenin ağır çalışması ve zor sindirme hallerinde tavsiye edilir.
Küçük papatya (matricaria chamomilla) bir veya çok yıllık otsu bir bitkidir.
Kuru veya işlenmemiş topraklarda çok yetişir, kuvvetli bir belsem kokusu verir.
Kurutulmuş çiçekleri kaynatılarak kuvvetlendirici ve sindirici içkiler halinde
kullanılır. İt papatyası (Anthemis cotula) çalı görünüşünde çok dallı,
yaprakları çok parçalı, bir yıllık otsu bir bitkidir. Meyveleri çok küçüktür.
Genellikle tarlalarda, kır yerlerde biter. Çok kuvvetli pis bir kokusu
olduğundan, hayvanlar yemez.
Daha fazla bilgi için https://www.google.com.tr/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















